Ockham’ın Usturası Nedir? – Vanja Subotic

Ockham’ın Usturası (veya Occam’ın Usturası) 14. yüzyıl mantıkçısı Ockham’lı William’a atfedilen bir prensiptir. Bu prensibin ardındaki temel fikir basitliktir.

Filozof, mantıkçı, ilahiyatçı, Fransisken rahibi ve kilisenin düşmanı olan Ockham’lı William, büyük ölçüde Ockham’ın Usturası fikriyle ilişkilendirilmiştir. Bilim felsefesinde sıklıkla kullanılan bu prensip, Orta Çağ’da ortaya çıktığı günden bu yana hem şöhret hem de kötü şöhret kazanmıştır. Ockham’ın Usturası ontolojik yükleri geride bırakmamıza, zerafeti ve tutumluluğu tercih etmemize yarayan bir prensiptir. Peki, Ockham’lı William kimdir ve şu meşhur usturası ne kadar keskindir?

Ockham’ın Usturası’nı Kim Ortaya Koydu?

Bu fikir çokça Ockham’lı William’a (M.S. 1287-1347) atfedilmiştir (ismini de oradan almıştır). Ockham’lı William, Thomas Aquinas ve John Duns Scotus gibi büyük skolastik isimlerle beraber, Yüksek Orta Çağ’ın kilit isimlerinden biriydi. Fakat Ockham, diğerlerinden farklı olarak, daha asi bir kişilikti. Avignon’daki Papalık Mahkemesi tarafından sapkınlıkla suçlandı ve daha sonra Avignon’dan kaçtığı için aforoz edildi.

Ockham’ın o dönem için tartışmalı olan siyasi yazılarının yanı sıra, mantık ve metafizik çalışmaları da nominalist olması sebebiyle alışılmışın dışında kalıyordu.

Ockham’ın nominalist olması, Platonik Formlar gibi metafizik evrensellerin olmadığına ve ontolojinin temel kategorilere indirgenmesi gerektiğine inandığı anlamına gelir. Ockham’ın nominalizminin temelinde, bugün Ockham’ın Usturası dediğimiz ilke yatıyordu.

Evrenseller hakkındaki tartışma Orta Çağ’ı şekillendiren temel felsefi ve teolojik tartışmalardan birisiydi. Tüm bu tartışma evrensellerin varlığıyla alakalıydı: evrenseller gerçek ve zihinden bağımsız benzer karakteristiklere sahip varlıklar mıdır yoksa sadece belirli şeyleri kategorize ederken kullandığımız kelimeler midir? Filozoflar ve teologlardan bahsettiğimiz ilk görüşe yakın olanlara realistler denmiştir ve Platon’un izinden ilerlemişlerdir. Nominalistler ise ikinci görüşü benimsemişlerdir.

Evrenseller Üzerine Kısa Bir Anlatı

Peki, Orta Çağ Felsefesindeki herkes neden evrensellerin varlığı hakkında (veya yokluğu hakkında) böyle bir öfke içerisindeydi?

Bu tartışmanın Tanrı’nın doğası ve ahlaki hakikatlerin durumu üzerine büyük teolojik etkileri olmuştu. Tanrı’nın iyilik gibi soyut nitelikleri olduğunu ve bizim iyi amellerimizin sadece bu evrensel iyiliğin örneklendirilmelerini temsil ettiğini iddia etmek isteseydik, o zaman realistler iddialarımızı yürekten onaylardı.

Ancak nominalistler bu iddiadan (ve bu konu özelinde bizden) oldukça hayal kırıklığına uğramış olacaktır. Onlara göre, soyut nitelikler zihnimizden bağımsız değildir. Bunlar şemsiye terimlerdir. Böylece, iyi amellerimize “iyilik” denilebilir, bu terim Tanrı için de geçerli olabilir, fakat bu sonuçta flatus vocis veya “ses nefesidir”. Bu, evrensel ahlaki hakikatlerin Tanrı’dan türetilemeyeceği ve ilahi gerekçelendirmeye sahip olmadığı, fakat farklı toplumlara ve dönemlere göreceli olduğu anlamına gelebilir.

Orta Çağ’da bunlar kabul edilemez ve tehlikeli argümantasyonlardı. Bir kişi, Tanrı sakındırsın, daha da ileriye gidip Kilise’nin kurtuluş özlemi çeken tüm inananları Tanrı’ya yakın tek bir manevi cemaatte toplamadığını, pek çok dini cemaatten sadece biri olduğunu söyleyebilirdi. O zamanlar bunun nasıl tırmanabileceğini bilmek istemezdin.

Ancak durum şu ki, Ockham’ın nominalizmi, siyasi yazılarında daha da geliştirilmemiş olsa bile, en başından itibaren şüpheli bir yaklaşımdı. O’na göre Tanrı tek mutlak zorunlu varlıktı ve soyut niteliklerin varlığını inkar etmiyordu. Şimdiye kadar çok iyi!

Ockham için ne yazık ki ek bir çıkarımsal adım daha vardı: soyut nitelikler zihinden bağımsız varlıklar değil, yazılı ve sözlü terimlerdir. Bu terimler en iyi ihtimalle kurgusal varlığa sahip olabilir; yani bunlar zihnimizin ürünleri, düşüncelerin tekil nitelikleridir. Fakat bu nitelikleri somutlaştırmak ve çoğaltmak için metafizik bir çılgınlığa girmeye gerek yok.

Ockham Gerçekten De Ockham’ın Usturası’nı Formüle Etti Mi?

Ockham asla evrensellerin var olmadığını iddia etmedi, bu yüzden meşhur Usturası bu iddiayı reddetmek için değil, daha ziyade varlıklar hakkındaki yargıyı askıya almak için kullanıldı. Günümüzde Ockham’ın Usturası’nın genellikle şu formülasyonunu sıklıkla görebiliriz: “Varlıkları zorunluluk haricinde arttırmayın”. Ne yazık ki, Ockham bunu asla söylemedi. Ünlü filozof Paul Vincent Spade’in dediği gibi:

“Bu düşünce Ockham’ın olsa da, bu belirli formülasyon metinlerinin hiçbirinde bulunmamaktadır.” (2019, Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Spade, Ockham’ın “Commentary on the Sentences of Peter Lombard” adlı eserindeki belirli bir cümlenin “gerçek” Ustura için tek uygun aday olabileceğini belirtmiştir. Spade cümleyi şöyle çevirmiştir:

“Hiçbir şey bir neden gösterilmeden varsayılmamalıdır, tabii ki bundan apaçık olan (…) veya deneyimle bilinen ya da Kutsal Metinlerin otoritesi tarafından kanıtlanmış olan şeyler hariç tutulur.” (2019, Stanford Encyclopedia of Philosophy)

Başka bir deyişle, Ockham varlıkları varsaymanın mantıklı olduğu üç tane durum ortaya koymuştur. Diğer her durumda, kişi spekülatif ontolojik kategoriler olmadan daha iyi bir durumda olur. Ockham ilkesini bir “Ustura” olarak da nitelememiştir.

Yaklaşık üç yüzyıl sonra, İrlandalı Frensisken rahibi ve Ockham’ın çalışmalarının yorumcusu John Punch, hantal ve gereksiz ontolojik kategorileri ve bağlılıkları kesip atma fikrini sunmak için “Ockham’ın Usturası” ifadesini ortaya atmıştır. Böylece zamanla Ockham’ın Usturası ontolojik tutumluluk ilkesinden ayrılamaz hale geldi. Bu, rakip hipotez veya teorileri değerlendirirken ontolojik sadeliğin tercih edilmesi gerektiği anlamına gelir. Böylece Ockham’ın Usturası, teorik bir erdem olarak basitliği tercih etmektedir.

Ockham’ın Usturası’nı Bilimsel Araştırmada Kullanabilir Miyiz?

Tüm bilimsel teorilerin ve hipotezlerin bir çeşit ontolojik yükü olduğunu göz önüne alındığında, bilimsel araştırmamızın yönünden emin olmadığımızda Ockham’ın Usturası’nı uygulamamız son derece doğal görünüyor. Başka bir deyişle, olayların daha olası açıklamaları olarak daha basit hipotezleri düşünmemiz sezgiseldir. Galileo’nun Batlamyusçu ve Kopernikçi astronomiler arasındaki rekabete ilişkin kararını düşünün:

“Doğa gereksiz yere şeyleri çoğaltmaz; etkilerini üretmek için en kolay ve en basit araçlarını kullanır; boşuna hiçbir şey yapmaz, vb.” (1632/1962: 397)

Bilimsel metodun manevi babası Galileo, Erken Modern dönemde Kopernikçi astronominin Batlamyusçu astronomiden daha az ontolojik bağlılık kullandığını söylemek istemişti. Kopernik güneş merkezli sistemi, Batlamyus’un dünya merkezli sisteminden daha zarif ve uyumlu bir çözüm olarak daha makul görmüştür.

Neden? Batlamyus ve halefi, sunulan her karşı delili sistemlerine daha fazla varlık ve bağlılık ekleyerek ele aldılar. Örneğin, Batlamyus geriye doğru gezegen hareketlerini açıklamak için ‘epicycle’ ve deferentleri ortaya atmıştır, ancak halefleri her başarısız tahmin için büyük olanlara daha küçük ‘epicycle’lar’ eklemeye devam ettiler.

Erken Modern dönem ve Aydınlanma boyunca, Ockham’ın Usturası, deneysel araştırmada daha derin, temel bir sezgisel yöntem arayışının sembolü haline geldi. Bu yöntem, var olanların kesin bir envanterini çıkaracaktı. Bu dönem, aşırı ontolojik yükün spekülatif ve titiz olmayan bilimle iç içe geçtiği ve böylece metafizik ile bilimin arasındaki ilk ayrımın yaşandığı dönemdir.

Ockham’ın Usturası’nın İlk Tıraşı

Modern kimyanın öncüsü Lavoisier, benzer şekilde, flojistonun varsayımsal varlığı hakkında şunları yazmıştır:

“Eğer tüm kimya filojistonun yardımı olmadan da tatmin edici bir şekilde açıklanabiliyorsa, bu, ilkenin var olmamasını sonsuz derecede olası olduğunu göstermeye yeter […]. Ne de olsa, varlıkları gereksiz yere çoğaltmamak bir mantık ilkesidir.” (1862: 623–624)

Filojiston, yanma ve diğer kimyasal reaksiyonlar sırasında havaya salınan renksiz, kokusuz, tatsız ve kütlesiz bir madde olarak düşünülmüştür. Bu maddenin çıkarılması, güya şeylerin gerçek doğasını ortaya çıkarıyordu. Örneğin, metalin gerçek formunun, kals haline geldiğinde ve ısıtma yoluyla flojistonunu kaybettiğinde ortaya çıktığına inanılıyordu.

Ancak Lavoisier, flojiston teorisini çürüten ilk kimyacıların arasındaydı, tabii ki bu meşhur Ustura’ya başvurmadan yapılabilecek bir şey değildi. Lavoisier’in deneyleri yanmanın bir maddenin havadaki oksijenle birleşmesi olduğunu, gizemli bir maddenin serbest kalması olmadığını gösterdi. Bu modern kimyasal oksidasyon teorisinin gelişmesine ve flojiston gibi gereksiz ontolojik varlıkların elimine edilmesine yol açmıştır.

Ockham’ın Usturası’nın Çağdaş Bilim Felsefesiyle Alakası

Tarihsel önemine rağmen, Ockham’ın Usturası günümüzde eleştirilerden uzak değildir. Bazıları, basitliği tercih etmesinin, kompleks fakat önemli fenomenlerin gözden kaçmasına yol açılabileceğini ve bizi bilimsel gerçeklerden uzaklaştırabileceğini savunmaktadır.

Hafif bir dille söylemek gerekirse, insanlar olarak “limitlerimiz” sebebiyle daha basit teorilere ve hipotezlere eğilimli olabiliriz. Bu limitler (X-Files’da Scully ve Mulder’ın bizi ikna etmeye çalıştığı gibi) dışarıda bir yerlerdeki hakikatleri bulmamızdan bizi alıkoyuyor.

Bununla birlikte, daha az ontolojik varlık ve bağlılık talebi haklılık payına sahiptir. Bilim felsefesinin hızla gelişen bir alt dalı olan yapay zeka (AI) felsefesi, Ockham’ın Usturası’na vurgu yapmaktan yararlanabilir.

Yapay zeka mühendislerinin her gün karşılaştığı bir problemi, modelleri verilere aşırı uyum gösterme problemini ele alalım. Bu durum, modellerin eğitim verileri üzerinde çok iyi eğitilmiş olmaları ve eğitim veri setindeki düzenleri ve sesleri yakalayacak kadar gelişmiş olmaları durumunda ortaya çıkar. Yeni veriler üzerinde test edildiğindeyse, bu modeller düşük performans gösterir.

Ockham’ın Usturası, veri seti ve modeller içerisindeki parametreler arasındaki ilişkiyi takip etmek için karmaşık modeller yerine daha basit modelleri tercih etmemizi söyler. Bu, yapay zeka sistemlerinin verimliliğini ve yorumlanabilirliğini arttırır ve kompleks fenomenleri anlamada incelik ve basitliğe yönelik daha geniş bilimsel arayışla da uyumludur. Bu nedenle, Ockham’ın Usturası bugün uğraştığımız metodolojik sorunlarla alakalı olabilmektedir.

Referanslar

  • Galileo, G. (1632/1962). Dialogue Concerning the Two Chief World Systems (trans. S. Drake). Berkeley.
  • Lavoisier, A. (1862). Réflexions sur le Phlogistique. In Oeuvres (Volume 2). Paris.
  • Spade, P. V. & Panaccio, C. (2019). William of Ockham. In E. N. Zalta (ed.), The Stanford Encyclopedia of Philosophy, https://plato.stanford.edu/archives/spr2019/entries/ockham/

Çevirmen: A. Asım Gökmen


Orijinal Metin İçin: https://www.thecollector.com/what-is-ockham-razor/


Veritas Analitik Felsefe Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın