Doğrudan Gerçekçiliğin Artıları – Michael Huemer

Burada, algısal bilgiye ilişkin doğrudan gerçekçi bir yaklaşımın artıları üzerinde duruyorum.

[Kaynak alınmıştır: “The Virtues of Direct Realism,” s. 95-112, Direct Versus Indirect Realism içinde: A Neurophilosophical Debate on Consciousness, ed. John Smythies ve Robert French (Londra: Elsevier, 2018). Bu makaleyi, doğrudan ve dolaylı gerçekçiliği tartışmaya tahsis edilmiş bir cilde ekledim. Diğer yazarlara yanıtlarım (aynı cilt): s. 194-200, 259-67.]

1- Epistemolojik Doğrudan ve Dolaylı Gerçekçilik

İnsanların saldırmaktan zevk aldığı pek çok yanlış “Doğrudan Gerçekçilik” kurgusu vardır. Çoğu dolaylı gerçekçi, doğrudan gerçekçilerin esasında ne düşündüklerine dair herhangi bir fikir sahibi değil gibi görünmektedir. Bunun nedeni, doğrudan gerçekçinin bu görüş hakkındaki tanımını okumak için zaman ayırmamış olmaları gibi gözüküyor.

Şimdilik epistemolojik meseleyle, yani “epistemolojik doğrudan gerçekçilik” ile “epistemolojik dolaylı gerçekçilik” arasındaki mesele üzerinde duracağım:

Dolaylı Gerçekçilik: Olumsal, dış dünya inançları için gerekçelendirmemizin her zaman bilişsel entitelere (eşdeyişlerle, “algılar”, “duyu verileri” (sense data), “ideler” veya “görünme” durumları olarak adlandırılır) dair diğer bir takım inançlar için gerekçelendirmeye sahip olmamız dolayısıyla sağlandığı görüşü.

Doğrudan Gerçekçilik: Algının bize olumsal, dış dünya inançları için gerekçe sağladığı ve bu gerekçenin sağlanmasının başka herhangi bir inanca dair gerekçeye sahip olmamız dolayısıyla olmadığı görüşü.

Notlar:

  1. Doğrudan realistlerin “algı” denilen bilişsel durumları reddetmesi gerekmez.
  2. Onlar hakkında meşru inançlara sahip olabileceğimizi de reddetmelerine gerek yoktur.
  3. Sadece fiziksel dünyaya ilişkin inançlarımızın gerekçelendirilmesinin zihne bağlı şeylere dair inançlarımızın gerekçelendirilmesine bağlı olduğunu reddederler.

2- Doğrudan Gerçekçiliğin bir Türü

Fenomenal Tutuculuk (Phenomenal Conservatism)

Benim gerekçelendirme konusundaki genel görüşüm fenomenal tutuculuktur (phenomenal conservatism): Görünüşten şüphe etmek için spesifik nedenleriniz olmadığı sürece, size öyle görünen şeylere inanmak için (en azından bazı) gerekçeleriniz vardır.

Bu, algısal, introspektif, hafıza ve sezgisel inançlar da dahil olmak üzere her türlü inanç için geçerlidir. Çıkarımsal gerekçelendirme (inferential justification) de “çıkarımsal görünüm” (inferential appearance) adı verilen özel bir görünüm türü ile açıklanmaktadır. Bu arada, bir görünümden şüphe etmek için gerekçeleriniz olduğunda, bu gerekçeler başka görünümlerden gelir.

Bu gerekçelendirme teorisi lehindeki tüm nedenleri burada tekrar etmeyeceğim; diğer yazılarıma bakınız.

Algısal İnançların Gerekçelendirilmesi

Algısal deneyimler bir tür görünüştür. Dolayısıyla, algınızdan şüphe etmek için bir nedeniniz olmadığı sürece, size öyle görünen şeye inanmak için gerekçeniz vardır.

Normal algı sırasında, size öyle görünen şey zihninizle ilgili bir önerme değil, bir dış dünya önermesidir. Örneğin, yastığınızın üzerinde bir kedi gördüğünüzde, size görünen şey buna benzer bir şeydir:

[Yastığın üzerinde bir kedi vardır.]

Yani, zihinsel durumunuzun içeriği budur. Görünüşün içeriği ( öyle görünen şey) değildir:

[Yastığın üzerindeki bir kedinin duyu verisi vardır.]

(Bunu açık olarak kabul ediyorum). Sözgelimi, inanmakta haklı olduğunuz şey [Yastığın üzerinde bir kedi vardır] değil, yalnızca [Yastığın üzerinde bir kedi olduğuna dair bir duyu verisi vardır].

Bu bir tür temel gerekçelendirmedir. Yalnızca yastığın üzerindeki kedinin algısal deneyimine sahip olmanızla alakalıdır, [Yastığın üzerinde bir kedi olduğuna dair bir duyu verisi vardır] ya da buna benzer bir şeye inanmak için gerekçeniz olmasıyla değil.

Bu yüzden doğrudan gerçekçilik doğrudur.

Algının Kavramsal İçeriği

Birçok insan arka plandaki kavramlarımızın algısal deneyimlerimizi etkileyebildiğini fark etmiştir. Örneğin, aşağıdaki ünlü ördek-tavşan resmine bakın.

Ördek ve tavşanın ne olduklarını biliyorsanız, görüntünün her iki veçhesini de algılayabilirsiniz. Eğer kavramlardan biri ya da diğeri sizde yoksa, görüntünün ilgili yorumunu göremezsiniz. Bu, arka plandaki kavramların ve geçmiş tecrübelerin mevcut algısal deneyimlerimizin karakterini etkilediğini göstermektedir.

Tüm bunların doğrudan gerçekçilikle mükemmel bir şekilde uyumlu olduğunu belirtmek için bunları dile getiriyorum. Yine, doğrudan gerçekçilik (şu anki amaçlar doğrultusunda) sadece algısal deneyimlerinizin size en azından bazı dış dünya inançları için çıkarımsal olmayan gerekçeler sunduğunu söyler, geçmiş deneyimlerin ya da arka plan kavramlarının deneyimlerinizi asla etkilemeyeceğini değil.

3- Temel Alma Sorunu

Dış Dünya için Dolaylı Gerçekçinin Durumu

Dolaylı gerçekçiler, zihinsel durumlarla ilgili önermelerden (“duyu verileri”, “ideler”, vb.) fiziksel dünyayla ilgili önermelere nasıl geçiş yapabileceğimizi açıklamak zorundadır. Verilen en popüler yanıt, en iyi açıklamaya yönelik bir çıkarımdır: Buna göre neden duyusal deneyimler yaşadığınıza dair en iyi açıklama, gerçek, zihinden bağımsız bir fiziksel dünyanın var olduğu ve sizin de bunun parçalarını doğru bir şekilde algıladığınızdır.

Sonrasında dolaylı gerçekçiler kavanozdaki bir beyin olduğunuz, aldatıcı bir tanrı olduğu ya da bir simülasyonda yaşadığınız gibi alternatif senaryolardan neden bunun daha iyi olduğunu açıklamak zorundadır. Bu hiç de hafife alınacak bir görev değildir. Ancak bazı filozoflar (uzun soluklu düşünce ve tartışmalardan sonra), Gerçek Dünya Hipotezinin (Real World Hypothesis) Kavanozdaki Beyin Hipotezi (Brain-in-a-Vat Hypothesis) gibi şeylerden daha iyi olabileceğine dair bazı yaklaşımlar ortaya koymuşlardır.

Temel Alma Sorunu

Bilginin temellendirme koşulu yaygın olarak kabul edilmektedir: Bir inancın gerekçelendirilmiş olabilmesi için gerçekten iyi nedenlere dayanması gerekir. P için iyi nedenleriniz varsa, ancak bunlar aslında P’ye niçin inandığınızın bir parçasını oluşturmuyorsa ve bunun yerine inancınızı bazı kötü nedenlere dayandırıyorsanız, o zaman inancınız gerekçelendirilmemiş sayılır.

Sorun şu ki, sıradan insanlar aslında dış dünya inançlarını en iyi açıklamaya yönelik bir çıkarıma dayandırmazlar. Hiçbir normal insan duyusal deneyimleri için farklı açıklamalar üzerinde düşünmez ve Kavanozdaki Beyin hipotezinin neden Gerçek Dünya hipotezinden daha zayıf olduğuna dair gerekçeler aramaz. Çok az insan bunu nasıl yapacağına dair bir fikre sahiptir. Dolayısıyla, dolaylı gerçekçilere göre, dış dünya inançlarımız gerekçesiz olmalıdır. Yani belki birkaç filozof dışında hiç kimse fiziksel gerçeklik hakkında bir şey bilmiyor. Bu çok mantıksız.

4- Simetri Argümanı

İddia Edilen bir Asimetri

Tüm normal inançlar (gerçeği bulmaya çalıştığımızda) bize öyle görünen şeylere dayanır. Ben tüm görünüşlere ilk bakışta aynı muameleyi yapıyorum: her türden görünüş, şüpheye yer bırakmayacak şekilde içerikleri için gerekçe sağlar.

Ancak dolaylı gerçekçiler bir asimetri ortaya koyar: algısal görünümlere sahip olduğunuzda, içeriklerine inanmak için anında gerekçe edinmezsiniz; bunun yerine, yalnızca bilişsel bir durumun var olduğuna inanmak için anında gerekçe edinirsiniz. Bu durumda, algının genel olarak güvenilir olduğu iddiasını gerekçelendirmek için “En İyi Açıklamaya yönelik bir Çıkarım” oluşturmanız gerekir. Bu en iyi açıklamaya yönelik çıkarımın kendisi de içgözleme (introspection) (açıklanacak bilişsel durumları belirlemek için), sezgiye (intuition) (iyi açıklamaların kriterlerini ve mantıklı akıl yürütme biçimlerini belirlemek için) ve hafızaya (memory) (kişinin akıl yürütmesindeki önceki adımların sonuçlarını hatırlamak için) dayanacaktır.

Dolaylı gerçekçi bu diğer yetileri (içgözlem, hafıza, sezgi) gerekçelendirme kaynakları olarak ele alır. Onların güvenilirliğini kanıtlamak zorunda olamazsınız, aksi takdirde sonsuz bir gerileme söz konusu olur. Bu yüzden onlara güvenerek başlamak meşru sayılır.

Peki o halde neden benzer şekilde sadece algıya güvenerek başlamanız meşru kabul edilmiyor? Dolaylı gerçekçinin buna cevap vermesi gerekir.

Hataya Açık Olma

Belki de buradaki asimetri, algının hataya açık iken diğer biliş türlerinin hataya açık olmamasıdır.

Ama tabii ki bu yanlıştır. İnsanlar bazen kendi inançları ve arzuları konusunda yanılabilirler. Sezgiler bazen yanılabilir. Ve hafızalar da sıklıkla yanılır.

Tanışıklık

Bir başka yanıt da içebakış ve sezgide nesneleri tanıdığımız (ya da doğrudan farkında olduğumuz), oysa fiziksel nesneleri tanımadığımızdır.

Peki ama algıladığımız nesnelere tanışık olduğumuzu/doğrudan farkında olduğumuzu neden inkar edelim? İşte epistemolog Richard Fumerton’dan bir argüman:

  1. Eğer bir kediye dair tamamen gerçekçi bir halüsinasyon görüyorsanız, kedinin var olduğuna inanmak için, kediyi gerçek olarak algıladığınızda sahip olduğunuzla aynı gerekçeye sahip olursunuz.
  2. Halüsinasyon durumunda, kedinin var olduğuna inanmak için gerekçeniz, kediye dair doğrudan bir farkındalıktan kaynaklanmaz (zira aslında farkında olduğunuz şey gerçek bir kedinin kendisi değildir).
  3. Bu nedenle, gerçeğe uygun algı söz konusu olduğunda da, gerekçeniz bir kedinin doğrudan farkındalığından kaynaklanmamaktadır.

Benim cevabım: (3) doğrudur ancak doğrudan gerçekçilik ile de bağdaşmaktadır. Normal algı durumunda (halüsinasyon durumunda değil) aslında bir kedinin doğrudan farkındasınızdır, ancak bu inancınızın neden haklı bir inanç olduğunun açıklaması değildir. İnancınızın haklı olmasının nedeni, her iki durumda da, size bir kedi varmış gibi görünmesidir.

Bu arada, sezgiler hakkında da koşut bir argüman sunulabileceğine dikkat edin: yanlış bir sezgi, size inanç için doğru bir sezgiyle aynı türden bir gerekçe sağlar (şüphe zemini olmadığında). Ne var ki yanlış bir sezgi, kendisini doğru kılacak bir olguyla tanışık olmanızı sağlayarak size bir gerekçe sunmaz. Dolayısıyla doğru sezgi de size tanışıklık vb. sağlayarak gerekçelendirme sağlayamaz.

Tekrardan doğru açıklama, hem doğru hem de yanlış sezginin birer görünüş olmaları itibariyle gerekçelendirme sağlamasıdır.

5- Sonuç

Epistemolojik dolaylı gerçekçilikle ilgili iki büyük sorun vardır:

  1. Sıradan insanların fiziksel dünya hakkında nasıl bilgi sahibi olduklarını açıklayamaz, çünkü sıradan insanlar inançlarını dolaylı gerçekçilerin bu tür inançları gerekçelendirmek için gerekli olduğunu söylediği akıl yürütmeye benzer bir şeye dayandırmazlar.
  2. Algı ve diğer yetiler arasında keyfi bir asimetri kurulmasını içerir: iç gözlem, hafıza ve akla güvenerek başlayabiliriz ama algıya ise şüpheyle yaklaşarak başlamamız gerekir.

Gerekçelendirmeye ilişkin en iyi genel teori fenomenal tutuculuktur, buna göre, kişinin şüphe duymak için özel nedenleri olmadığı sürece, şeylerin göründükleri gibi olduklarını varsaymak mantıklıdır. Bu doğrudan gerçekçiliği destekler: algısal deneyimler, dış dünya hakkındaki şeyleri temsil eden bir tür görünüştür. Şüphe duymak için bir neden olmadığında, dış dünya hakkındaki çeşitli önermeleri kabul etmek rasyoneldir çünkü bu şeyler algısal olarak bize öyle görünmektedir.


Çevirmen: Tuğra Kesenci

Çeviri Editörü: Abdullah Asım Gökmen


Orijinal Metin İçin: https://fakenous.substack.com/p/the-virtues-of-direct-realism-12f


Veritas Analitik Felsefe Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın