Teftazani’nin Bilgi Teorisi ve Çağdaş Epistemoloji – Asım Gökmen

Özet

Kelam ilminin neredeyse her safhasında, kelamın ana konuları üzerine konuşmadan önce bilginin ne olduğu üzerine konuşulmuştur. Kelamın asıl konuları olan Allah’ın varlığı, cennet ve cehennem, melekler ve özgür irade hakkında konuşulabilmesi için önce bilginin tanımlanması gerekmiştir. Bilgi teorisi açısından farklı tanımlamalara sahip olan kelam içerisinde Teftazani kendine özgü bir noktada bulunmaktadır. Mensup olduğu müteahhir dönemde, felsefenin kelam içerisindeki etkinliği artmış, farklı konularda felsefecilerin fikirleri de benimsenmeye başlanmıştır. Teftazani de, kendi araştırmaları ve kıyasıyla bazı konularda Eşariler’in görüşlerini, bazı konularda Matüridi’nin fikirlerini ve görüşlerini, bazı konularda ise felsefecilerin fikirlerini benimseyerek kendine özgü bir kelam yaklaşımı ortaya koymuştur. Bu kelam yaklaşımını da iyi bir şekilde anlayabilmek için, kelam alimlerinin metinlerinde yapmış olduğu gibi, öncelikle bilgi teorisinin incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çağdaş epistemoloji ise, sahip olduğu bilgi tanımları ile dünya çapında kendini kabul ettirmiştir. Çağdaş epistemolojinin bilgi tanımları ile kelam ilminin bilgi tanımları arasındaki farklılıklar ve ortaklıklar araştırılmaya değerdir. Bu makalede, kelamcıların bilgi teorilerini ve özelde Teftazani’nin bilgi teorisini inceleyeceğiz, daha sonrasında Teftazani’nin bilgi teorisini çağdaş epistemoloji açısından bir kıyaslamaya ve eleştiriye tabi tutacağız.

Giriş

Bilginin mahiyeti, bir kişinin bir önermeyi bildiğinin söylemesinin ne manaya geldiği gibi konular, Antik Yunan Felsefesinden beri tartışılmıştır. Bu tartışmalar Kelam ilmine de sirayet etmiş ve bilginin ne olduğu üzerine tanımlar ve teoriler ortaya çıkmıştır. Kelam ilmine katkılarıyla tanınan Mutezile, Ehl-i Sünnet ve İslam Filozofları gibi gruplar bilgi hakkında farklı farklı tanımlamalarda bulunmuştur. Bu çalışmaları günümüz çağdaş epistemolojisiyle karşılaştırmanın gayet de değerli olduğunu düşünüyorum.

Bilginin ne olduğu konusunda çağdaş filozoflar açısından ilk akla gelen tanım “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç”tır. Bu, Platon’dan itibaren, Edmund Gettier’e kadar genel olarak kabul görmüş bir tanımdır. Edmund Gettier’in bu tanıma olan itirazı pek çok farklı tanımlamayı da beraberinde getirmiştir ama yine de gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımı, yapılan diğer tanımlar için temel alınan bir nokta olmuştur. Ortaya çıkan diğer tanımları açıklamak makalenin kapsamını aşacağından sadece bu kadar değinmekle yetiniyorum. Bu tanıma göre, bilgi, (1) Gerekçelendirilmiş, (2) Doğru olmuş, (3) kişi tarafından inanılmış olmalıdır [Gettier, 1968]. Yani bir kişi, arabasının evin önünde park halinde olduğuna inanıyor olabilir. Buna rağmen, arabası evin önünde olmayabilir. Bu durumda bilgiye sahip değildir. Ama bu kişi, arabanın evin önünde olduğuna inanıyor olsa ve arabası gerçekten de evin önünde olsa bile, bu inanca inanmak için iyi bir sebebe (gerekçelendirmeye) sahip değilse, kişi bilgiye sahiptir diyemeyiz. Sadece tahminde bulunmuştur ve bu tahmini doğru çıkmıştır. Bu kişi, arabasının evin önünde olduğuna inanıyorsa, ve bu inancı da doğruysa, aynı zamanda da bu inancını doğrulayacak ve inanması için de iyi bir sebep varsa, mesela camdan dışarı bakıp arabanın orada olduğunu görmek gibi, kişi gereken kriterlere (gerekçelendirme, doğruluk ve inanç) sahip olmuştur ve artık bu kişi arabasının dışarıda olduğuna dair bilgiye sahiptir diyebiliriz. Her ne kadar bu bilgi tanımı genel olarak ve tarih boyunca en çok kabul gören görüş olsa da, 20. yüzyıldan itibaren, Edmund Gettier’in sunmuş olduğu “Is Justified True Belief Knowledge” isimli makalesiyle bu tanıma ek maddeler ve/veya yeni tanım arayışı faaliyetleri başlamıştır.

Kelamcılar da bilgi konusunda çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu çalışmalara sebep olarak, kelamda asıl hedeflenen konu olan Allah’ın varlığını bilmek gösterilebilir. Kelamcılara göre, önemli olan şey, Allah’ın varlığına inanmanın yanı sıra Allah’ın var olduğunu bilmektir. Kişinin taklitten kaçınması, en azından, bu alanda bilgiyi sağlaması gerekir [Benevich, 2022]. Bunun gibi ulaşılmak istenen durumlar, kelamcıları bilgi üzerine düşünmeye ve bilgi hakkında tanımlar yapmaya sürüklemiştir.

Bu makalemde, genel olarak kelamcıların bilgi için yapmış oldukları tanımları verdikten sonra, özelde Teftazani’nin yapmış olduğu bilgi tanımını araştıracağım. Sonrasında, çağdaş epistemolojideki bilgi tanımları ve görüşleriyle Teftazani’nin bilgi tanımını kıyaslayacağım. Bu kıyasın sonucunda ise, Teftazani’nin tanımının çağdaş epistemolojideki sorunlara verebileceği cevaplardan bahsedeceğim. Bu araştırmada Teftazani’nin bilgi anlayışını ele alırken El-Mekasıd adlı eserini temel alacağım.

Kelamcıların Bilgi Teorileri

Kelam disiplininin, bilgi hakkında yapmış olduğu pek çok farklı tanım vardır. Bu tanımları kelam kitaplarında Hicri III. Asırdan itibaren görebiliriz [Mert, 2003]. Bilgi tanımları ve teorileri, kelam kitaplarının ele aldığı, sıralama açısından, ilk konulardan biridir. Bu konunun diğer konulardan önce ele alınma sebebi, ileride bahsedilecek ontolojik ve teolojik konulardaki yaklaşım için bir hazırlık olması isteğidir. Kelamcılar bilgi üzerine düşünürken bilgiye iki farklı açıdan yaklaşmışlardır. Bilgi üzerine yapılan araştırmalar (1) bilginin tanımlanıp tanımlanamayacağı açısından ve (2) bilginin “ne” olduğu açısından olmuştur. Şimdi bu iki başlıktan birincisini biraz daha yakından inceleyelim.

Bilginin Tanımlanabilirliği Açısından

Kelamcıların yapmış olduğu bilgi tanımlarından önce bir çeşit meta tartışma olarak bilginin kesin bir tanımının olup olamayacağı tartışılmıştır. Bu konuda, birincisi bilginin tanımlanabileceği, ikincisi ise bilginin tanımlanamayacağı şeklinde iki görüş oluşmuştur. Birinci görüş olan bilginin tanımlanabileceği görüşü genel olarak kelamcılar arasında kabul görmüştür [Erdinç, 2019]. Bu kabul gören görüş içerisinde de bir ayrım oluşmuştur. İlk yaklaşıma göre, önceki yapılmış tarifler teknik şartları yerine getirememiştir ve kusurludur. Ama bu kusurluluk durumu, onlar için, bilginin tanımının yapılamayacağı anlamına gelmez. Bu görüşü savunanlar da tanımların eksik olduğunu ama yine de bazı tanımların diğerlerinden daha kapsamlı olduğunu söylemişlerdir. Örnek olarak, bilginin tanımlanabileceği görüşünde olan İbnü’l Hacib, kabul ettiği bilgi tanımı için “tanımların en doğrusu” demiştir [Erdinç, 2019].

Bu konudaki ikinci yaklaşıma göre, bilgi tanımlanamaz. Bu görüşe sahip kelamcılara Teftazani, Fahreddin er-Razi ve Gazali örnek gösterilebilir. Teftazani’ye göre, bilginin kusursuz bir tanımının olmamasına dair sunulan iki farklı sebep vardır. Bunlardan birincisi, Razi’nin de görüşü olan, bilginin manasının açık olması, ikincisi ise Gazali’nin görüşü olan bilginin manasının kapalı olmasıdır.

Bilginin açık olduğu görüşüne göre, bilgi bedihidir/zorunludur. Her şey, bilgi vasıtasıyla bilinir. Bu sebeple de bilginin bir tanımının yapılması imkansızdır. Bu görüşün öncüsü olarak Fahreddin Er-Razi gösterilebilir [Erdinç, 2019]. Razi, bu duruma benzer bir örnek olarak insanın kendisinin var olduğunu bilmesini getirir. Yani kişi, kendisinin var olduğuna dair bilgisiyle her şeyi bilir ve bu da zaruridir. Kişinin kendi varlığını bilmesiyle beraber bilgi de a priori olarak kişide bulunmuş olmaktadır. Bunun bir benzer örneğini Descartes’ta görebiliriz. Her önerme ve kendisini çevreleyen her şey hakkında şüpheyle yaklaşan Descartes, kendi varlığı hakkında da şüpheyle yaklaşınca var olmamasının mümkün olmadığını, kendisinin varlığı hakkında şüpheciliğinin de bir düşünce olduğunu ve bu düşünme eylemini gerçekleştirdiğini fark etti, böylelikle kendisinin var olduğunu idrak etti. Sahip olduğu tüm bilgileri de, kendisinin var olduğuna dair edindiği bilgiyi temel alarak kazanmaya çabaladı. Bu, Temelcilik (Foundationalism) denilen yaklaşımdır. Temelciliğe göre, bir kişi, tüm bilgisini, artık gerekçelendirmenin gerekmediği bir noktayı baz alarak edinmelidir. Bu temel alınan nokta, Descartes’ta kendisinin düşünmesi ve böylelikle var olduğu (cogito, ergo sum/düşünüyorum, öyleyse varım), Razi’de de benzer bir şekilde kişinin kendisinin var olduğuna dair kesin ve şüphesiz bilgisidir. Bu kişinin var olduğu bilgisi gibi, bir de bilgi kavramına dair, buna benzer bir bilgisi vardır. Bu açıdan bakacak olursak, bilgi mefhumunun kendisi a priori bir kavramdır.

İkinci yaklaşım bilginin tanımlanamamasının sebebi olarak bilgi kavramının kapalı olmasını gören görüştür. Bu görüşün öncüsü olarak da Gazali örnek gösterilebilir. Bu görüşe göre, kapalı bir kavram olan bilginin tanımlanması zor olup ileri sürülen tanımlar eksik ve kusurlardan uzak olamaz. Öyleyse yapılması gereken şey, taksim (bölümleme) ve misal yoluyla onu açıklamaya çalışmaktır [Erdinç, 2019].

Gazali’ye göre, yapılan bu taksim, bilginin benzeştiği diğer kavramlarla ayrışması içindir. Mesela, bilginin bir inanç olarak kabulü için, her inancın bilgi olamaması için bir ayrım gerektirmiştir. Bu ayrım için ortaya konulan “gerekçelendirilmiş, kesin olan ve gerçeğe uygun inanç” tanımıdır. Böylelikle, “kesin” tabiriyle şüphe, “gerçeğe uygun” tabiriyle cehalet, “gerekçelendirilmiş” tabiriyle de mukallidin inancından ayrılmış olur [Erdinç, 2019].

Gazali, bilginin ne olduğunun anlaşılmasının değil, bilginin tam ve kapsamlı bir tanımının yapılmasının zorluğunu iddia etmektedir. Çünkü Gazali de, yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi, bir tanıma sahip olmuştur. Ama Gazali, bu tanımın kusurlardan uzak ve bilginin içerdiği her şeyi kapsadığını iddia etmemiştir.

Sonuç olarak, bilginin tanımının yapılıp yapılamayacağı üzerine yapılan tartışmalar, bilginin ne olduğunun tam bir tanımının yapılıp yapılamaması üzerine olmuştur. Ama bilginin her ne kadar tanımının yapılıp yapılamayacağı üzerine tartışılmış olsa da, her iki taraf da bir çeşit bilgi tanımı yapmıştır. Nitekim Gazali de bilgi konusunda bir tanım yapılamayacağını iddia etse de bir tanım girişiminde bulunmuştur.

Bilginin “Ne” Olduğu Açısından

Kelamcıların yapmış olduğu farklı bilgi tanımlarını iki ana başlık altında sınıflandırabiliriz. Bu iki başlık, bilginin itikat/inanç olarak algılandığı ve bilginin bir yeti olarak algılandığı şeklinde yapılabilir. Şimdi bu yorumları detaylı bir biçimde inceleyeceğiz.

1- Bilginin İnanç Olarak Tanımı

Birinci yorum olan bilginin bir çeşit inanç olduğu tanımını ilk ortaya koyanlar Mutezile kökenli kelamcılar olduğu söylenmektedir.[Mert, 2003] Mutezile kökenli bir alim olan Ebu’l Huzeyl b. Allaf’ın bilginin ne olduğuna dair verdiği cevap olan “Bilgi inançtır” bu görüşün temelini oluşturmaktadır. Bu tanımın gayet basit ve kapsamının da gayet dar olduğunu söyleyebiliriz. Sonraki kelamcılar, bilginin bu tanımına yaptıkları eklemeyle “bilgi, bir şeye olduğu gibi inanmaktır” demişlerdir. Burada kastedilen bir şeye olduğu gibi inanmak kavramı, doğruluğu kastetmek amacıyla eklenen bir tabirdir. Yani bu tanımı kabul edenlere göre bilgi, doğru inançtır.

Bu bilginin doğru inanç olduğu görüşü, her ne kadar mutezili alimler tarafından ortaya koyulmuş olsa da, Sünni alimler tarafından da benimsenmiştir. Eşari bir alim olan Bakıllani, bilgiyi “bilineni olduğu hal üzere marifet etmek” şeklinde tanımlamıştır. Ehl-i Sünnet ve Mutezile arasında tanım üzerine değişen kısımlar, Mutezile itikat/inanç kavramını kullanırken, Ehl-i Sünnet marifet, tebeyyün, idrak, teyakkun gibi kavramları, şey kavramı yerine de malum kavramını kullanmıştır [Mert, 2003].

Ebu Ali El-Cübbai, bilginin bu tanımına karşı yapılan eleştirileri ortadan kaldırmak amacıyla bu tanıma “zorunlu olarak” ya da “delile dayanarak” şeklinde ilavelerde bulunmuştur. Bu tanıma ek olarak, son dönem Mutezile kelamcısı Kadı Abdülcebbar da eleştirilere karşı tanıma eklemeler yapmıştır. Kadı Abdülcebbar’a göre “ bilgi, inandığının inanılan gibi olduğuna nefsin mutmain olduğu inançtır.” [Mert, 2003] bu tanımlarla bilginin asli unsurları olan doğruluk ve inancın yanı sıra kanıta dayalı olmak, delillendirilmiş olmak gibi kavramlar da eklenmiştir.

Bu kavramlar da eklenince, bilginin inanç olarak yapılan tanımındaki eksikler giderilmiş gibi duruyor. Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz gibi, bilginin “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç” olarak yapılmış klasik ve genel manada kabul görmüş tanımıyla bir uyuşma sağlanmış oluyor.

2- Bilginin Sıfat Olarak Tanımı

Bilginin sıfat olarak tanımlanması Eşari ve Matüridi’ye dayanmaktadır. Eşari bilgiyi “bilenin bilineni kendisiyle bildiği şey” diye tanımladığı rivayet edilmiştir. Matüridi’nin bilgi tanımını ise “kendisinde olduğu kimseye duyulur ve bilinir şeylerin açık olmasını sağlayan bir sıfat” şeklinde rivayet etmişlerdir [Mert, 2003].

Bu tanımlardan yola çıkarak bakacak olursak, bilginin sıfat olarak tanımlanmasından kasıt, bilginin bir yeti olmasıdır. Yani bilgi, insanın bir önermeyi bilmesinde etkili olan bir yetidir.

Bu tanımlara karşı çokça eleştiriler getirilmiştir. Mesela Cüveyni, Gazali, İci gibi birtakım Eşari alimler, bu tanımlara karşı eleştiride bulunmuşlardır. Cüveyni, bu tanımda maksadın tam olarak ifade edilemediğini söylemiştir. Gazali ise, bilen ve bilinen tabirlerinin bilgi kelimesinden türediğini, bu tanımın hatasının kendisini bilmek istediğimiz tanımın türeyenleri aracılığıyla tanımlamaya çalışılması olduğunu söylemiştir. İci ise bu tanımda totoloji olduğunu, yani kendisiyle tanımlananla tanımlandığını, söylemiştir [Mert, 2003].

Bu tanımlara bir eleştiri daha da, yukarıda bahsetmiş olduğumuz, bilgiyi yeti olarak tanımlamış olmaları üzerinden yapılabilir. Bilginin, insanın bir önermeyi bilmesinde etkili olan bir yeti olması, bilginin tam bir tanımından ziyade, bilginin işlevi üzerinden bir kısmını tanımlamak olmuştur. Ama tanım olarak istenilen şey, bilginin aracılığıyla insanın kazandığı sıfat ve bilginin bu sıfatı kazandırmasından ziyade, bilginin kendisi olmalı. Ama bu tanım istenileni başaramamış ve önermeyi biliyor olduğumuz önermeyle kazanılan mental durumu tanımlamıştır.

Teftazani’nin Bilgi Teorisi

Bu bölümde, Teftazani’nin bilgi teorisini yukarıda göstermiş olduğumuz bölümlere göre bir incelemede bulunacağız. Öncelikle bilginin tanımlanabilirliği açısından, sonrasında da bilginin “ne” olması üzerinden bir incelemede bulunacağız.

Teftazani’de Bilginin Tanımlanabilirliği

Teftazani, kitabında bilginin tanımlanabileceği yaklaşımı göz ardı edip tanımlanamayacağını savunan yaklaşımı ikiye ayırmıştır. Yukarıda da bahsettiğimiz bilginin açık bir terim olduğu dolayısıyla tanımlanamayacağını iddia eden Fahreddin Er-Razi’nin görüşü, bir diğeri de bilginin kapalı bir tanım olmasından kaynaklı bir tanımının yapılamayacağını iddia eden Gazali’nin görüşü. Bu iki görüş hakkında Teftazani, El-Mekasıd adlı eserinde şöyle demiştir:

“Bilgi tanımlarının çoğu kusurludur. Denilmiştir ki: Bunun sebebi bilginin kapalı olmasıdır. Muhakkiklere göre ise bilginin çok açık olmasındandır.”[El-Mekasıd]

Bu cümleden yola çıkarak, “muhakkik” kelimesiyle Teftazani’nin, bilginin tanımında Razi’nin ortaya koymuş olduğu bilginin açıklığından dolayı tanımlanamayacağı görüşünü savunduğunu söyleyebiliriz. Fakat yine de, Teftazani’nin Razi’nin yapmış olduğu bu tanımı kabul etmesi demek, Razi’nin bilginin bedihi/a priori olduğu iddiasını da kabul ediyor demek değildir. Teftazani, Razi’nin savunmuş olduğu bilginin tasavvurunun zorunlu olduğu görüşüne karşı çıkmıştır [Abdurrahmanov, 2006] .

Razi’ye göre, bilgi aracılığıyla her şeyi bilebiliriz. Bilgiyi de başka bir şey aracılığıyla bilirsek, bilginin bilinmesi başka bir şeyin bilinmesine, bilgi dışındaki başka bir şeyin de bilinmesi ise, bilgiye bağlı olmuş olur [Abdurrahmanov, 2006]. Böyle olunca da bir kısır döngü oluşmuş olur. Böylelikle bilginin zorunlu olduğu sonucu çıkar.

Razi’nin bu görüşünü savunmak için ortaya koyduğu bir diğer savunu da, kişinin var olduğuna dair bilgisi her şeyden önce ve zorunlu/a priori biçimde gelmektedir. Eğer kişinin kendisinin var olduğuna dair bilgisi sonradan elde edilen/a posteriori bir bilgi olmadığını, a priori olarak gelen bir bilgi olduğunu söylersek, bu bilgiyi edinmeden önce de bilgi hakkında bir tanımımız yoktu, o zaman var olduğumuza dair olan a priori bilginin içerisindeki bilgi de a priori olmuş olur [Abdurrahmanov, 2006].

Teftazani bu görüşlere karşı eleştirilerde bulunmuştur. Bu eleştirilerden birincisi bilginin kendisi dışında bir şeyle tasavvur edilmiş olamayacağına karşıdır. Teftazani’ye göre, bilginin ne olduğuna dair tasavvur bir şekilde elde edilirse, bu bilgi dışında başka bir şeyle elde edilmiş olur. Ama bilgi dışındaki herhangi bir şeyin tasavvuru, bilginin tasavvuruna dayanmaz. Sadece bilginin o esnada kişide oluşması, kişinin zihninde ortaya çıkmasına dayanmış olur [Abdurrahmanov, 2006]. Yani kişinin bilgi hakkında, başka şeyler aracılığıyla, bir tanıma sahip olması, o kişinin diğer önermeler hakkında bilgi edinirken bir kısır döngü içerisine sokmaz.

Teftazani’de Bilginin “Ne” Olduğu

İkinci konu olan kişinin var olduğuna dair bilgisine gelince, Teftazani bu konuda “herkes için geçerli olan şey, var olduğunu bilmenin tasavvuru değil, var olduğunu bilmenin kişide oluşmasıdır.” diyerek karşı çıkmıştır [Abdurrahmanov, 2006]. Böyle olunca, kişide varlığının hakikati değil, var olduğuna dair bir bilgi oluşmuş olur.

Teftazani’nin bilginin “ne” olduğu görüşüne gelirsek, Teftazani’nin bu konuda İmam Matüridi’nin “Bilgi, sahibi ister insan, iste melek ister cin olsun, tüm sahiplerine zikredilme niteliği haiz olan her şeyi tam bir vuzuh ile açık hale getiren bir sıfattır,” tanımını kabul etmiştir [Abdurrahmanov, 2006]. Bilginin sıfat olduğu konusunda Sünni genel kabulünde mutabık kalmıştır. Bilginin bu tanımını incelersek, genel itibarıyla şöyle diyebiliriz: Bilgi, tanrı dışındaki zihinler için, söylenilen her önermeyi tam bir netlikle açıklayan bir sıfattır. Burada temel olarak şu kavramları mercek altına alabiliriz: (1) her önerme için , ister mümkün dünyalarda var olsun ister olmasın, (2) tanrı dışı tüm zihinler için , (3) açıklayıcı sıfat olmak. (1) Her önerme için geçerli olması, ister bulunduğumuz dünyanın kendi işleyişi hakkında olsun, ister mümkün dünyalar için geçerli olabilecek şeyler hakkında olsun, ister hiçbir mümkün dünyada var olması tahayyül edilemeyen bir durum hakkında olsun fark etmemesini gerektirir. (2) Tanrının dışarıda bırakılması, kelamda yapılan bir ayrım olan kadim bilgi ile hadis bilginin ayrımına uygun bir yaklaşımdır [Sabuni, 1986]. (3) Açıklayıcı sıfat olmak, Ehl-i Sünnet’in genel olarak kabul etmiş olduğu bilginin sıfat olduğuna dair uygun bir açıklamadır.

Teftazani’nin kabul ettiği bu tanıma göre bakılacak olursa, bilgi her çeşit önerme içindir [Abdurrahmanov, 2006]. Yani bir kişi mümkün bir önerme için de, muhal bir önerme için de bilgiye sahip olabilir. Mümkün bir önerme için yaşamış olduğumuz her durumu veya da yaşayabileceğimiz her durumu örnek verebiliriz. Mesela benim siyah bir masanın önünde bilgisayar başında yazı yazdığıma dair bir önermeyi kişi bilebilir. Bu önerme yanlış da olabilir, doğru da olabilir, ama bu önermenin asıl yönü “bilinebilir” olmasıdır. Aynı şekilde muhal/imkansız bir önermeyi de bir kişi “olamayacağını” bilebilir. Mesela iki boyutlu bir düzlemde üçgen bir biçimde karenin oluşamayacağını da kişi bilebilir. Bu da bir çeşit bilgi olmuş olur.

Teftazani’ye göre, Tanrı’nın bilgisi diğer varlıkların sahip olduğu bilgiye benzer değildir. Teftazani, Nureddin es-Sabuni’nin El-Bidaye fi Usuli’d Din adlı eserinde geçen bilginin kadim ve hadis olarak ayrımını kabul ederek, Tanrı’nın kadim bilgisinin yaratılmışların hadis bilgisinden ayırmıştır [Abdurrahmanov, 2006].

Bir sonraki kısımda, Teftazani’nin zorunlu bilgi tanımına ve zorunlu bilginin kapsadığı kısımlara göz atacağız.

Teftazani’de Zorunlu Bilgi

Zorunlu bilgi kavramı, tanımında ve kapsamında tam olarak mutabık olunmayan bir kavramdır. Fakat biz, bu kısımda yine de genel bir hat çizmeye çalışacağız. Zorunlu bilgi kavramı, Bakıllani’ye göre (ve aynı zamanda Teftazani’ye göre), ayrılamayacak gereklilikle kişide bulunan bilgidir. Bu tarz bir bilgide kişinin iradesinin payı yoktur [Akkuş & Erdinç 2014]. Teftazani’ye göre zorunlu bilgi türünün kapsamı altı kısma bölünebilir:

1-Bedihiyat

2- Müşahedat

3- Fıtriyyat

4- Mücerrebat

5- Mütevatirat

6- Hadsiyyat [El-Mekasıd]

1-Bedihiyat

Birinci zaruri bilgi çeşidi olan bedihiyatta, kişinin bu bilgisini salt akıl ortaya koyar. Bu bilgilerde akıl, önermenin kavramlarını tasavvur ederek bilgiye ulaşır [ Akkuş & Erdinç 2014]. Şartlar, aklın hüküm vermesi için yeterliyse bu ortaya çıkan bilgiye beidihiyat denir [Abdurrahmanov, 2006]. Bu çeşit bilgilere örnek olarak “parça, bütünden küçüktür”, “bir, ikinin yarısıdır” gibi önermeler örnek gösterilebilir. Bu bilgiler kişinin akli melekelerinde bir problem oluşmadığı müddetçe herkes için geçerli önermelerdir diyebiliriz.

2-Müşahedat

Bu çeşit bilgiye, “aklın duyular aracılığıyla koymuş olduğu bilgilerdir”[ Akkuş & Erdinç 2014] denilebilir. Bu çeşit bilgiye örnek olarak “elimi ateşe uzattım ve elim yandı, dolayısıyla ateş sıcaktır” biçiminde duyusal olarak bir sonuç veren önermeler verilebilir. Bu çeşit duyusal bilgiye “hissiyat” da denilmiştir. Müşahedat’ın kapsadığı ikinci bir bilgi çeşidi de “vicdaniyat” olmuştur. Vicdaniyat’ın kapsamı ise, kişinin duygusal mental durumları hakkındaki bilgilerdir [Abdurrahmanov, 2006]. Bu bilgi türüne örnek olarak da “şu anda korku içerisindeyim” gibi önermeler örnek gösterilebilir.

Teftazani, bilgi ediniminin ilk aşamasının duyular olduğunu söylemektedir.

3-Fıtriyyat

Fıtriyyat, aklın önermede her iki kavramın tasavvuru esnasında kendisinden uzak olmayan bir vasıtayla hükme vardığı bilgidir. Bu vasıta önermede bulunan ve onun gerektirdiği manadır [Akkuş & Erdinç 2014]. Buna “dört sayısı çifttir” önermesini örnek gösterebiliriz. Dört sayısı ikiye bölünebilir, ikiye tam bölünebilen her doğal sayı çifttir, dolayısıyla dört sayısı çifttir.

4-Mücerrebat

Kişinin, müşahedelerin tekrar tekrar oluşmasıyla verdiği hükümlere “Mücerrebat” denir [Akkuş & Erdinç 2014]. Buna örnek olarak “kalemi yerden yüksekte elimden bıraktım, kalem yere düştü ve bu olay her zaman aynı sonucu verdi, dolayısıyla kalemi yerden yüksekte bırakırsam yere düşer” gibi önermeler gösterilebilir. Bu çeşit bir bilgiyi elde ederken sebebi bilmek gerekmez. Mesela yukarıdaki örnekteki kişi yerçekimini bilmese bile bu olayın sonucunun ne olduğunu bilir.

5-Mütevatirat

Kişinin yalan üzere birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluğun, müşahedeye dayalı ve aklen mümkün bir konuda verdiği haberlere dayanarak verdiği hükümlere “Mütevatirat” denir [Abdurrahmanov, 2006]. Bu haberin vermiş olduğu önermenin kabulünde “bu kadar kişi aynı yalan üzerine birleşemez” şeklinde bir ön kabul bulunmaktadır.

6-Hadsiyyat

Kişinin şüphesini gideren kuvvetli bir sezgiyle verilen hükümlerdir [Abdurrahmanov, 2006]. Buradaki kesinlik, belirtilerle gerçekleşmiş olur [Akkuş & Erdinç, 2014]. Bu çeşit bilgileri, mücerrebatın vermiş olduğu sonucun nedenini bilerek elde ederiz. Mesela yukarıda da vermiş olduğumuz “yerden yüksekte tutulan kalem bırakılınca yere düşüyor” şeklindeki önermeye “yerden yüksekte tutulan kalem bırakılınca yer çekimi sebebiyle yere düşüyor” şekline çevirecek uygun önermeler eklenince bu bilgi “Hadsiyyat” kapsamına girmiş olur.

Teftazani’nin zorunlu bilginin kapsamını çok geniş tuttuğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar birbirlerinden farklı kapsama sahip olsalar da bu bilgi çeşitlerinin hepsini kişi için zorunlu olduğunu kabul etmiştir.

Teftazani’nin Bilgi Teorisine Çağdaş Epistemolojiden Bakış

Bu bölümde, Teftazani’nin ortaya koyduğu bilgi teorisini çağdaş epistemik yaklaşımlarla bir karşılaştırmaya tabii tutacağım ve Teftazani’nin çağdaş epistemolojideki izdüşümünü bulmaya çabalayacağım.

Teftazani’nin bilgi teorisi hakkında, incelediğimiz kadarıyla şöyle söyleyebiliriz:

Teftazani bilginin açık olduğunu ve bu sebeple tam bir tanımını yapamayacağımızı iddia etmektedir. Bu her ne kadar bir bilginin bedihi bir mefhum olduğunu söyleyenler tarafından kabul edilmiş olsa da Teftazani bilginin bedihiliğini kabul etmemiştir.

Bilgi tanımının ne olduğu hususunda ise “Bilgi, sahibi ister insan, iste melek ister cin olsun, tüm sahiplerine zikredilme niteliği haiz olan her şeyi tam bir vuzuh ile açık hale getiren bir sıfattır,” tanımını kabul etmiştir.

Teftazani, zorunlu bilgi tanımını geniş bir skalaya uygulamıştır. Neredeyse her çeşit bilgi, mahiyetleri ve kapsamları ne kadar farklı olursa olsun, kişi için zorunlu bir bilgi olmaktadır.

Bu bilgiler ışığında, Teftazani’nin epistemolojisini çağdaş epistemik yaklaşımlar eşliğinde tekrar inceleyeceğiz ve Teftazani’nin çağdaş epistemolojideki konumunu bulmaya çabalayacağız.

İlk olarak, bilginin tanımının açık olduğu görüşüyle başlayalım. Razi’nin ortaya koymuş olduğu ve Teftazani’nin de kabul ettiği görüş olan bilginin açık olduğu görüşü, genel manada bakılınca a priori bir bilgi olarak görülebilir. Ama Razi ve Teftazani arasında bu kabulde birkaç farklılık da vardır. Mesela Razi, bilgiyi her şeyi bilmedeki temel olarak görmektedir ve bilinen önermeleri en sona kadar götürecek olursak en son olarak bilginin kendisini bulacağımızı, her bilgimizin bu bilgi tasavvuruna dayandığını söylemiştir. Bu görüşün bir benzeri de Temelcilik (Foundationalism) adı verilen yaklaşımdır. Bu yaklaşım bilgilerimizin birtakım temel inançlara dayandığını iddia etmektedir [Mehdiyev, 2011]. Temelcilere göre bu bilgiler başka herhangi bir inancımızla gerekçelendirilmiş değildir [Metcalf, 2020]. Gerekçelendirilmiş bir durumdadırlar. Bu teorinin en büyük temsilcilerinden olan Descartes da, Razi’nin iddiasının bir benzeriyle görüşünü gerekçelendirmeye çalışmıştır. Descartes’a göre, “Şüphe götürmez bir şeye rast gelinceye kadar, en ufak bir şüpheyi doğuran bütün şeyleri reddetmek lazımdır.” Bu fikrin sonucunda Descartes, tek şüphe götürmez şeyin, düşünüyor olduğu sonucuna ulaşır [Mehdiyev, 2011]. Bu şüphe götürmez olan düşünüyor olduğu bilgisi, böylelikle temel bir bilgi olmuştur [Miceli, 2018]. Fakat Teftazani, bu tarz bir yaklaşımın doğru olmadığı kanaatindedir. Ona göre, kişinin kendi varlığını biliyor oluşu, kendi varlığını tam manasıyla tasavvur ettiğini veya da içselleştirdiğini göstermez. Sadece kişinin genelgeçer olarak kabul ettiği bir bilgi olarak görür [Abdurrahmanov, 2006]. Buna bir örnek olarak bir insanın kendisinin var olduğunu, kendisinin iki böbreğe sahip olduğunu bildiği bir senaryo örnek gösterilebilir. Bu kişi, her ne kadar var olduğunu ve bedeninde iki tane böbreğin de kendisiyle beraber var olduğunu biliyor olsa da, bu böbreklerin ne işe yaradığını bilmiyor olabilir. Nitekim Teftazani’nin zaruri bilgiyi sınıflandırırken böyle bir bilginin mücerrebatta olduğunu söylemesi ve bedihiyat içerisinde sokmaması nasıl bir yaklaşım izlediğini bize gösterebilir.

İkinci olarak bilginin “ne” olduğunu tanımlarken Teftazani “Bilgi, sahibi ister insan, iste melek ister cin olsun, tüm sahiplerine zikredilme niteliği haiz olan her şeyi tam bir vuzuh ile açık hale getiren bir sıfattır,” tanımını kabul etmiştir. Bu tanım hakkında yukarıda yapmış olduğumuz analize göre, (1) bu tanım tanrı dışındaki tüm zihinleri kapsar, (2) bilgi mümkün, zorunlu veya da imkansız bir önerme hakkında olabilir, (3) bilgi, kişide bulunan bir sıfattır. Bilginin bir sıfat olarak kabul eden bir diğer grup da erdem epistemologlarıdır. Örnek olarak John Greco ve Ernest Sosa bilgiyi, bilenin yapabiliyor olduğu yetilerle (abilities) kazandığı bir çeşit başarım olarak görür. Greco bilgiyi entelektüel erdem veya da yetimiz sebebiyle bir şeye inanmak olarak görür [Greco et. al., 2019]. Ernest Sosa, entelektüel erdem şeklinde isimlendirilen yetiyi şöyle tanımlar: “Belli bir A önermeler alanında K koşullarında iken kişinin çoğunlukla doğruyu elde ettiği ve yanlıştan kaçındığı yeteneklerdir” [Batak, 2016]. Erdem epistemolojisi hakkında verilen bu bilgileri Teftazani’nin bilgi teorisiyle kıyaslamaya tabii tutarsak şunu görebiliriz: bilginin bir yeti (ability) olduğu erdem epistemolojisinde, kişinin bilgi edinmesi bu sıfatlara, yeteneklere bağlıdır. Teftazani’nin vermiş olduğu tanıma da bakacak olursak kişi, bilgiyi bu sıfatlar vasıtasıyla elde edebilir. Sonuç olarak Teftazani’nin bilgi felsefesi hakkında şunu söyleyebiliriz, Teftazani’nin bilgi tanımıyla Erdem Epistemolojisinin bilgi tanımında bir uyumluluk söz konusudur. İki taraf da bilginin bir sıfat vasıtasıyla elde edilebileceğini ve kişide buna uygunluk bulunduğunu söylemektedir. Tanrı dışı bütün zihinler için bunun geçerli olması hususunda bakacak olursak, eğer ki Tanrı dışı zihinlerin yapısı bizim sahip olduğumuz yapıda olduğu kabul edilirse tutarlı bir yapıda olduğu iddia edilebilir. Fakat bu konu bizi zihin felsefesindeki tartışmalara sürükleyeceği için bu konuyu burada tartışmayacağız.

Üçüncü ve son olarak, zaruri bilgiler konusunda Teftazani, genel olarak Bedihiyat ve Müşahedat olarak ikiye, detaylandırarak da altıya bölünebildiğini söylemektedir. Bu konuda zaruri bilginin kapsamını geniş tutması da üzerinde konuşmaya değerdir. Kişi için sahip olduğu neredeyse her bilgi zaruri statüsünde gibi duruyor. Mesela kişinin “ateş yakıcıdır” şeklindeki önermesinin de “2+2=4” şeklindeki önermesi gibi zaruri bilgi statüsündedir. Bu noktada, kişinin inançları üzerindeki etkisi hakkında olan iki karşıt görüş üzerinde durmamız gerekiyor: Doksastik Voluntarizm ve Doksastik İnvoluntarizm.

Doksatik voluntarizm, kişinin inançları üzerinde tam bir etkiye sahip olduğunu ve istediği önermeye inanabileceğini ve istediği önermeye de inanmayacağını iddia eden görüştür. Yani bir kişi, bir inancı isterse oluşturabilir, isterse oluşturmayabilir [Audi, 2011].

Doksastik İnvoluntarizm ise, tam tersi olarak, kişinin oluşturduğu inancı üzerinde artık etkiye sahip olamayacağını, ancak farklı gerekçelendirmelerle bu inancı terk edebileceğini iddia eden görüştür. Bu görüşün savunucuları arasında David Hume gösterilebilir [Qu, 2016]. Bu görüşün savunucuları, “2+1=3” önermesine inanan bir kişiye bu önermeye artık inanmazsa 10000 dolar vereceğini söyleyen bir adamı örnek gösterirler. Kişi kendini ne kadar zorlarsa zorlasın bu inanmama durumunu yaşayamayacağını, bu durumun da kişinin inançları üzerinde tam bir yetkisi olmadığını gösterdiğini iddia ederler.

Teftazani’nin yapmış olduğu zaruri bilgi sınıflandırmasına ve yukarıda verilen bilgilere bakacak olursak, Teftazani’nin, çoğu bilme durumu ve inanç hakkında, doksastik involuntarist bir yaklaşıma sahip olduğunu söylememiz mümkündür. Ampirik yolla elde edilen bilgilerin de zaruri bir segmentte olduğunu söylemesi, bu çıkarımımıza güzel bir gerekçe olmaktadır.

Sonuç olarak, Teftazani’nin bilgi felsefesinin üç tane önemli maddesi vardır, bunlardan birincisi, bilginin tanımının açık olması, ama kişi için bu bilginin açıklığının inanç kümelerin için temel bir nokta olamayacağıdır. Bu açıdan bakınca Temelcilik görüşüne karşı bir tutuma sahip olduğunu söyleyebiliriz. İkinci olarak, Teftazani bilgiyi sıfat olarak tanımlayarak kişinin yetilerini ön plana çıkartmıştır. Bilginin bu biçimde tanımı da erdem epistemolojisi savunucularının kabul ettiği bilginin yeti ve yetenek olduğu görüşüyle bir uyum sergilemektedir. Üçüncü ve son nokta olarak da, Teftazani’nin zaruri bilgi kapsamına çoğu bilgiyi eklemiş olması, Teftazani’nin bir doksastik involuntarist biçimde, kişinin inançları üzerindeki etkisinin tam olmadığı iddiasını savunduğunu söylememize olanak sağlamıştır.

Kaynakça

Anthology, 1000-Word P. A. I. (2020, August 24). Epistemology, or Theory of Knowledge. 1000-Word Philosophy: An Introductory Anthology. https://1000wordphilosophy.com/2020/08/24/epistemology-or-theory-of-knowledge/

Miceli, C. (2018, November 26). Descartes’ “I think, therefore I am.” 1000-Word Philosophy: An Introductory Anthology; 1000-Word Philosophy: An Introductory Anthology. https://1000wordphilosophy.com/2018/11/26/descartes-i-think-therefore-i-am/

Turri, M., John, Alfano, & Greco, J. (2019). Virtue Epistemology (E. N. Zalta, Ed.). Stanford Encyclopedia of Philosophy; Metaphysics Research Lab, Stanford University. https://plato.stanford.edu/entries/epistemology-virtue/

Nebi Mehdiyev, (2011). Çağdaş epistemolojiye giriş.


Kemal Batak. (2016). ERNEST SOSA’NIN ERDEM EPİSTEMOLOJİSİ. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi18(34), 1–1. https://doi.org/10.17335/sakaifd.292618


Benevich, F. (2022). Knowledge as a Mental State in Muʿtazilite Kalām. Oriens50(3-4), 244–279. https://doi.org/10.1163/18778372-12340016

Ziya Erdinç. (2019). Teftâzânî’nin Bilginin Tanımlanması Problemine Yaklaşımı. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi42, 257–286. https://doi.org/10.30623/harranilahiyatdergisi.641126

Muhit, M. (2003). Kelamcıların Bilgi Tanımları Üzerine Bir Tahlil Denemesi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi44(1), 1. https://doi.org/10.1501/ilhfak_0000000126

Abdurrahmanov, A. (2006). ŞERHU’L-MAKÂSID ADLI ESERİNE GÖRE TEFTÂZÂNÎ’DE BİLGİ TEORİSİ 

Nūreddin es- Sâbûni. (1982). Mātüridiyye akaidi.


Akkuş, S., & Erdinç, Z. (2014). Sa’düddin Teftazani’de Bilgi Teorisi . Usul İslam Araştırmaları21, 7–38.

Gettier, E. L. (1963). Is Justified True Belief Knowledge? Analysis23(6), 121–123.


et-Teftazani, S. (2019). El-Mekasıd (A. Kaylı, Ed.; İ. Eyibil, Çev.) . Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Audi, R. (2018). Epistemoloji (M. Tuncel, Çev.; 3. Basım). Nobel Yayınları. (Original work published 2011)

Qu, H. (2016). Hume’s Doxastic Involuntarism. Mind, fzv181. https://doi.org/10.1093/mind/fzv181



Yazan: Abdullah Asım Gökmen



Veritas Analitik Felsefe Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın