Şüphecilik için Gazzali’nin Rüya Argümanı – John Ramsay

Şu anda büyük ihtimalle uyanık olduğunuzu düşünüyorsunuz. Şu anda uyumuyor ve rüya görmüyorsunuz. Fakat rüya görmediğinizi nasıl biliyorsunuz?

Fransız filozof Rene Descartes (1596-1650) bu soruları İlk Felsefe için Meditasyonlar adlı eserinde ele almıştır.[1] Descartes’ın bu konudaki cevabı rüya görmediğinden emin olamadığı için, rüya görüp görmediğini de kesin bir biçimde bilemediği, bu sebeple de duyularımızla elde ettiğimiz verilere de kesin bir biçimde inanamayacağımız olmuştur.[2]

Bilgilerimizin olup olmadığına dair sorgulamalarda ve Şüpheciliği -bilgiye sahip olamayacağımız görüşünü- öne çıkarmak için rüya argümanının kullanılmasının çağdaş filozofların kabul ettiğinden daha köklü bir geçmişi vardır. Farsi-Müslüman filozof ve bir hukuk alimi olan Ebu Hamid El-Gazzali (1058-1111), şüpheci yaklaşımları ön plana çıkartmak için rüya argümanını Descartes’tan 500 yıl önce kullanmıştır.

Bu makale Gazzali’nin rüya argümanını El-Munkiz Mine’d Delal (Hatalardan korunma) adlı eseri ışığında incelemeyi ve bu argümanı kullanarak bilgiye sahip olup olmadığımız hakkındaki şüpheleri incelemeyi hedeflemektedir.

1- Gazzali’nin Şüpheye Doğru Entelektüel Yolculuğu

Gazali El-Munkız’da, isimsiz bir mektup arkadaşıyla konuştuğunu anlatır. Bu mektup arkadaşı Gazzali’ye şüpheden kesin bilgiye olan yolculuğu hakkında sorular sorar.[3]

Gazzali bu enteleküel yolculuğu hakkında konuşmaya gençlik yıllarından bahsederek başlar. Gazzali gençken, İslami birikiminin vermiş olduğu pek çok dini ve kültürel inanca kesin bir biçimde inanıyordu. Gazzali, sahip olduğu pek çok inancın Yahudi ve Hristiyanların sahip olduğu inançlardan farklı olduğunu fark etti ve bu farkındalığından sonra Gazzali bu inançlarına artık şüpheyle yaklaşmaya başladı.[4] Bundan sonra Gazzali halkın hemen kabul ettiği inançlarda doğruluğun olup olamayacağını, eğer olabiliyorsa da bu inançların kesinliğinin nasıl sağlanacağını merak etmiştir. Böylelikle Gazzali, kesinliği ulaşmak için kullanmış olduğu adımları anlatmaya başlar.

Gazzali, ilk olarak duyularından ve aklından yola çıkarak neyi kesin olarak bilip bilemeyeceğini anlayabilmek için kendisine bir sabit nokta belirlemeyi önermiştir:

Farkettim ki kesin bilgi, kendisinde hiçbir şüphe olmayan, hata veya da kandırılmışlığın da söz konusu olmadığı, zihnin de böyle bir şeyi düşünemediği bir şeydir.

Gazzali, inançlarının çoğunun bu testi geçemediğini fark etmiştir. Dahası, duyusal deneyimleriyle elde ettiği bilgilerden de şüphe etmeye başlamıştır, çünkü bu inançlar rasyonel inançları nedeniyle hata ve düzeltmelere açıktır:

En güçlü duyumuz görme duyumuzdur. Bir gölge görüldüğünde ve bu gölgenin hareketsiz ve sabit olduğunu görür ve hareketin olmadığına hükmeder. Bir saat sonra, gözlemlerimiz ve duyularımızla gölgenin hareket ettiğini anlar… Aynı zamanda göz bir yıldıza bakar ve onun çok küçük olduğuna, neredeyse bir altın para boyunda olduğuna, hükmeder. Fakat sonradan geometrik bilgilerimiz onun dünyadan kat be kat büyük olduğunu gösteriyor. Bu ve benzer durumlarda duyusal verilerimiz ve duyusal hükümlerimiz böyle yargılara varır. Fakat akılla (reason) yargı koyduğumuzda bu tarz hükümler reddedilmiş olur ve duyularımızın bizi yanılttığı ve savunulamaz olduğu tekrar tekrar farkedilmiş olur.

Böylelikle Gazzali duyusal deneyimlerle daha önceden sahip olduğu kesinlik anlayışından da şüphe etmeye başlamıştır. Duyusal deneyimlerimizin gerçekliği temsil etmediğine dair yeterli delillerimiz bulunmaktadır, duyularımızla önceden sahip olduğumuz bir inanç sonraki duyularımızla reddedilebiliyor. Gölgenin bir saat sonra hareket ediyor olduğunu fark etmemiz gibi. Bazen de matematiksel ve bilimsel bilgilerimiz bu duyusal deneyimleri yalanlamış olabiliyor. Gazzali’nin ortaya koyduğu yıldız örneğindeki gibi durumlar, duyusal deneyimlerimizin gerçekliğe denk geldiğinden şüphe etmemiz için yeterli sebep sağlar.

2- Gazzali’nin Rüya Argümanı

Gazzali daha sonrasında rasyonel bilgileri ele alır. “Birincil Gerçekler” dediği bu bilgilere 3<10 ve bir önermeye hem inanılıp hem reddedilinemez gibi önermeler örnek gösterilebilir (¶ 11). bu bilgiler duyumsal kazandığımız inançlardan daha iyi sonuçlar veremez.

Okurun bunun nedenini daha iyi anlayabilmesi için Gazzali, duyularıyla tartışabilmek için onları kişileştirir. Duyular, Aklın -ki Gazzali duyusal yetilerden daha üstün bir yetenek olarak kabul etmektedir- duyulardan şüphe ettiğine benzer bir şekilde daha üst bir yeteneğin de akıldan şüphe edebileceğini iddia etmektedir.

Bu hayali tartışmada, Gazzali’nin duyusal yetenekleri argümanlarını daha da güçlendirmek için bir rüya analojisi ortaya koyarlar. Rüya gördüğümüzde, rüyada gördüğümüz şeylerin gerçek olduğuna inanırız. Uyandığımızda ise, bu rüyanın gerçek olmadığını fark ederiz. Bu analojiye göre, eğer ki farklı bir üçüncü yeteneğimiz varsa, ne rüya ne de uyanıkken sahip olduğumuz gibi olan, uyanıkken normalde sahip olduğumuz inançlarımızdan da şüphe edebiliriz. Böyle bir üçüncü yeteneğimizin olması rüyadan uyanmak gibi olurdu, ama bu sefer daha üst bir gerçekliğe “uyanmış olurduk”.

El-Munkız’ın devamında (¶ 82ff), Gazzali üçüncü bir yeteneğimizin olma olasılığı tartışmasına geri dönüyor. Gazzali, ilhami yetenek adı altında, hepimizin akıldan öteye giden bir yeteneğimizin olduğunu iddia ediyor. Çoğumuz bu yetimizi fark etmesek de, Sufiler -İslami mistikler[5]-, peygamberler gibi, adanmışlıkları sayesinde “bu durumun efendileri” oluyorlar (¶ 83). Gazzali bu tarz deneyimleri “verimli deneyimler” olarak tanımlar ve bu yetenekler aracılığıyla Allah ile yakın bir ilişki kurarız. Allah’ın mükemmelliği göz önüne alındığında, özellikle de onun ger şeye gücü yetmesi ve iyi olması, kişinin verimli deneyimiyle birlikte Allah o kişinin Akli ve duyusal yeteneklerine de kesinlik sağlar. Başka bir deyişle, Gazzali’ye göre, kişi ancak Allah ile arasındaki verimli deneyim sayesinde gerçekten bilir.

Kişi Allah’ın varlığını veya da verimli deneyimleri kabul etmese bile, Gazzali’nin duyuların kişileştirilmesi vasıtasıyla sunmuş olduğu argüman bizim akıl ve kanıt olarak kabul ettiğimiz kesinlikten şüphe etme ve akıldan daha üst bir algının olması hakkındaki düşünceyi devam ettirir.

3- Sonuç

Gazzali, El-Munkız Mine’d-Delal’in başından itibaren kesin diyebileceğimiz bilgilerin doğası hakkında birtakım şüpheci iddialar ortaya koymuştur. Bu metnin devamında Gazzali, Kelam (¶ 18-24), Aristocu Felsefe (¶ 25-60), İsmaililik (¶ 61-79) ve Tasavvuf (¶ 80-101) alanlarında yapmış olduğu hakkında yazmıştır. Tasavvuf haricindeki hiçbiri, Gazzali’nin rüya argümanıyla ortaya atmış olduğu şüphelerden kurtaramamıştır.

Notlar

[1] Descartes’ın meditasyonlarına bir giriş için Marc Bobro’nun Descartes’ Meditations 1-3 ve Descartes’ Meditations 4-6 isimli yazılarına bakabilirsiniz. Meditasyonlar kitabı Descartes’ın ünlü sözü “Düşünüyorum, öyleyse varım”ın kaynağıdır. Bu cümlenin anlam ve önemi için Charles Miceli’nin Descartes’ “I Think, Therefore I am” isimli yazısına bakabilirsiniz.

[2] Bu sebeple Descartes şüphecilikle bağdaştırılmıştır. Bu şüpheciliğe göre, bilgi için kesinlik gerektiğinden, çok az şey biliriz.

Şüpheciliğin pek çok çeşidi bulunmaktadır. Şüpheciliğin aşırı bir versiyonu olan global şüphecilik, hiç kimsenin hiçbir şeyi bilemediğini iddia eder. Bir başka aşırı versiyon olan dış dünya şüpheciliği, dış dünya hakkında hiçbir inancın, duyusal deneyimlerle elde etmiş olduğumuz bizim dışımızda olan dış dünya hakkındaki kanılar gibi, bilgi olamayacağını iddia eder. Daha fazlası için bkz. Andrew Chapman’ın External World Skepticism. Daha kısıtlı şüphecilikler ise daha dar alanlarda bilgimizin olmadığını iddia etmektedir. Mesela bilimsel bilginin olmadığı, veya da dini bilginin olmadığı bu sebeple inançların doğru olup olmadığı bilinmediği, veya da ahlaki bilginin olamayacağı bu sebeple de aksiyonlarımızın doğru olup olmadığının bilinemediği gibi iddialar bulunmaktadır.

Ancak şüpheciliğin çoğu biçimi, yaygın ve gerekçelendirilmiştir. Mesela farkedilebilen propaganda veya da astroloji veya da sadece hüsnü zan gibi konulardaki şüphecilikler bu türdendir. Bu çeşit kaynakların neredeyse hiçbirinden bilgi elde edemeyiz. Bilginin ne olduğuna dair bir açıklama için bakınız Andrew Chapman Gettier Problem and Definition of Knowledge.(Türkçede!)

[3] Bu metine yapılan atıflar, çevirmenin yapmış olduğu numaralandırma sistemine göre yapılmıştır.

[4] “Şeylerin gerçek manalarını kavrama isteği benim küçüklüğüm ve gençliğimden beri doğam ve alışkanlığımdı. Bu Kadir-i Mutlak Rab tarafından benim içime yerleştirilmiş içgüdüm ve doğal eğilimimdi. Kendi tercihim veya da çabamla elde edilmiş bir durum değildi. Sonuç olarak daha gençken, konforun kölelik zincirleri ve taklit ettiğim inançlar üzerimdeki hakimiyetlerini kaybetti.”(¶6)

[5] Kabaca söylersek, tasavvuf İslam’ın içerisindeki mistik ve münzevi bir gelenektir. Tasavvuf bir mezhep (Sünni ve Şia gibi) olmasa da, çoğu mutasavvıf Sünni gelenektedir. Bu geleneğin genel hedefi, kişinin Allah’ı anlaması ve O’nunla bağ kurması için kalbini temizlemektir. Tasavvuf geleneğin içerisindeki taraftarlar birtakım dini uygulamada bulunabilirler. Oruç tutmak, rabıta, nefes, Kur’an okumak, veya da başka dini uygulamalar gibi ameller yaparak kişinin bencilce duygularını sökmek ve kalbini temizleyerek Allah ile daha iyi bir bağ kurmak hedeflenmektedir.

Referanslar

al-Ghazālī, Abū Ḥāmid. Al-Ghazali’s Path To Sufism: His Deliverance from Error, translated by Richard McCarthy, S.J.. Fons Vitae, 2000 (Originally written circa 1110 CE).

Descartes, René. Meditations on First Philosophy, translated by Jonathan Bennett, 2017 (Originally published 1641 CE).


Orijinal Metin İçin: https://1000wordphilosophy.com/2020/07/25/al-ghazalis-dream-argument/


Çevirmen: Abdullah Asım Gökmen


Veritas Analitik Felsefe Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın